15 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Motorlu Kara Taşıtlarının Kiralanması Hakkında Yönetmelik ile araç kiralama sektöründe bugüne kadar büyük ölçüde farklı mevzuat hükümleri, belediye uygulamaları ve genel ticari kurallar çerçevesinde yürütülen faaliyet, ilk kez kapsamlı ve özel bir düzenlemeye bağlanmıştır.
Yönetmelik 1 Ocak 2027 tarihinde yürürlüğe girecek olmakla birlikte, mevcut araç kiralama işletmeleri açısından hazırlık sürecinin şimdiden başlatılması gerektiği kanaatindeyim. Düzenlemenin en temel sonucu, bundan sonra ticari olarak araç kiralama faaliyetinin yetki belgesi olmaksızın yürütülemeyecek olmasıdır. Yönetmeliğin 5. maddesi uyarınca her bir araç kiralama işlemi, Bakanlık aksini tespit etmedikçe ticari faaliyet olarak kabul edilecek ve yetki belgesi bulunmayan işletmelerin ticari kiralama yapması mümkün olmayacaktır.
Mevcut işletmelere ise önemli bir geçiş süresi tanınmış ve 1 Temmuz 2027 tarihine kadar yetki belgesi alınması zorunlu tutulmuştur. Dolayısıyla mevcut işletmeler açısından 1 Ocak 2027 itibarıyla bütün şartların aynı anda yerine getirilmesi değil, 1 Temmuz 2027’ye kadar yetki belgesinin alınması esas alınmaktadır. Bununla birlikte burada özellikle dikkat edilmesi gereken husus, yetki belgesinin yalnızca basit bir kayıt işlemi olmamasıdır. Vergi mükellefiyeti ve ilgili meslek odasına kayıt yanında, vergi ve oda kayıtlarında araç kiralama faaliyetinin bulunması, işletmenin faaliyet gösterdiği iş yerinin belirlenen kullanım şartlarını taşıması, işletme sorumlusunun belirli niteliklere sahip olması ve özellikle mesleki yeterlilik belgesinin bulunması gerekmektedir.
Bunun yanında işletmeler açısından en önemli değişikliklerden biri araç sayısına ilişkin getirilen asgari filo şartıdır. Büyükşehir belediyesi bulunan illerin nüfusu 30.000’i aşan ilçelerinde faaliyet gösteren işletmelerin en az 10 araç bulundurması, bunlardan en az 5’inin işletme adına tescilli olması ve en az 2’sinin hibrit veya yalnızca elektrikli araç olması, ayrıca bu elektrikli veya hibrit araçlardan birinin Türkiye’de üretilmiş olması şartı getirilmiştir. Diğer ilçelerde ve büyükşehir olmayan illerde ise en az 5 araç bulundurulması ve bunlardan en az 2’sinin işletme adına tescilli olması gerekmektedir. Burada işletmeler açısından önemli bir kolaylık da araçların tamamının işletme mülkiyetinde olmasının zorunlu tutulmamasıdır; belirli şartlarla kiralama yoluyla temin edilen araçlar da filo hesabına dahil edilebilecektir. Ancak mevcut işletmeler bakımından geçiş hükmü ayrıca önem taşımaktadır.
Yönetmeliğin Geçici 1. maddesi uyarınca hâlihazırda araç kiralama faaliyeti yapan ve bunu vergi veya meslek odası kaydı yahut başka belgelerle ortaya koyabilen işletmeler açısından asgari araç sayısı ve araçların yaşına ilişkin şartların uygulanması 1 Ocak 2028 tarihine kadar ertelenmiştir. Bu nedenle mevcut işletmelerin 1 Temmuz 2027’ye kadar yetki belgesi alması gerekirken, filo ve araç yaşı bakımından kendilerine 1 Ocak 2028’e kadar ilave bir uyum süresi verilmiştir. Bence yönetmeliğin sektör açısından en önemli taraflarından biri de sadece işletmenin devlete karşı yükümlülüklerini değil, kiracı ile işletme arasındaki özel hukuk ilişkisini de oldukça ayrıntılı şekilde düzenlemesidir. Bundan sonra yazılı veya elektronik ortamda kira sözleşmesi yapılması ve sözleşmenin bir örneğinin araç tesliminden önce kiracıya verilmesi zorunlu olacaktır. Sözleşmede araç bilgileri, taraf bilgileri, kira bedeli, depozito, kilometre sınırı, ek sürücü, kasko ve sigorta kapsamı, muafiyetler, geçiş ücretleri, trafik cezaları, enerji giderleri, hasar ve arıza sorumlulukları gibi birçok hususun açıkça gösterilmesi gerekmektedir.
Bu düzenleme özellikle sektörde sonradan ortaya çıkan uyuşmazlıklar bakımından işletmelerin mevcut sözleşme ve belge düzenlerini yeniden gözden geçirmelerini zorunlu kılmaktadır. Özellikle araç teslim ve iade belgeleri bundan sonra çok daha önemli hale gelmektedir. Teslim sırasında aracın mevcut hasar ve arızalarını gösteren bir belge düzenlenmesi, iade sırasında da aracın hasarsız teslim alındığının veya mevcut hasarın gösterildiği iade belgesinin düzenlenmesi gerekmektedir. Yönetmeliğin 16. maddesinde ise işletmeler açısından oldukça ağır sonuç doğurabilecek bir düzenleme bulunmaktadır. Kiracıdan hasar veya arıza bedeli talep edilebilmesi için hasarın ve maliyetin yetkili ve bağımsız bir ekspertiz raporu ile belgelenmesi zorunlu tutulmuş, işletmenin kendi personeli veya bağlantılı olduğu kişi ve kuruluşlarca hazırlanan raporların ispat aracı olarak kullanılamayacağı açıkça belirtilmiştir. Daha da önemlisi, teslim veya iade belgesi düzenlenmeyen ya da iade belgesinde bulunmayan hasarlar bakımından kiracıdan bedel talep edilemeyecektir. Bu nedenle uygulamada “araç teslim ettik, fotoğrafları var, sonradan hasarı gördük” şeklindeki ispat yöntemlerinin artık işletme bakımından yeterli olmayabileceğini düşünüyorum.
Özellikle araç teslim ve iade süreçlerinin fotoğraf, video, elektronik imza, zaman ve konum bilgileriyle desteklenmesi işletmeler açısından ciddi bir ispat avantajı sağlayacaktır. Yönetmelik ayrıca kiracının depozito bakımından da önemli korumalar getirmiştir. Altı gün ve daha kısa kiralamalarda en fazla üç günlük, yedi ila yirmi dokuz günlük veya haftalık kiralamalarda ise en fazla yedi günlük kira bedeli kadar depozito alınabilecektir. Çek, senet, teminat mektubu veya kefaletname gibi borç doğurucu belgelerin depozito olarak alınması yasaklanmıştır. Depozitonun hangi durumlarda kullanılabileceği de sınırlandırılmış; kira ve hizmet bedelleri, kilometre aşımı, geçiş ücretleri, enerji giderleri ve belirli şartlarda kiracının kusurundan kaynaklanan hasarlar gibi kalemler düzenleme kapsamına alınmıştır. Olağan kullanım nedeniyle meydana gelen aşınma ve yıpranmalar veya teslim sırasında kolaylıkla tespit edilemeyen bazı hasarlar gerekçe gösterilerek depozitodan kesinti yapılması ise mümkün olmayacaktır.
Yönetmelik aynı zamanda araç kiralama işletmelerinin hasar sorumluluğu bakımından da sektör açısından yeni bir dönem başlatmaktadır. Kural olarak kiracının hasar kaynaklı mali sorumluluklarının işletme tarafından güvence altına alınması zorunlu tutulmuş, işletmeye bu yükümlülüğü kasko sigortası yoluyla yerine getirme imkânı tanınmıştır. Bununla birlikte alkollü veya uyuşturucu madde etkisinde araç kullanılması, kırmızı ışık ihlali, güvenlik şeridinin usulsüz kullanılması, ters şeritte seyir, yarış veya hız denemesi, kasıtlı şekilde el freni çekerek veya başka yöntemlerle aracı döndürme gibi ağır trafik ihlallerinden doğan zararlar ile kasıtlı zarar verme, yetkisiz kullanım ve yasa dışı faaliyetlerden doğan zararlar bu güvence kapsamının dışında bırakılmıştır. Bu düzenlemenin özellikle araç kiralama işletmeleri açısından kasko poliçelerinin içeriğinin ve kiralama sözleşmelerindeki hasar hükümlerinin yeniden incelenmesini gerektirdiğini düşünüyorum. Çünkü bundan sonra yalnızca “kasko vardır” demek yeterli olmayacak; kasko poliçesindeki muafiyetlerin, teminat dışı hallerin ve kiracıya yansıtılabilecek bedellerin sözleşme içerisinde açık ve anlaşılır biçimde gösterilmesi gerekecektir.
Yönetmeliğin dikkat çeken bir diğer yönü, aracı platformlar ve ilan siteleri bakımından getirdiği yeni yükümlülüklerdir. İlan platformları ve aracı platformlar, ilan veren işletmenin yetki belgesini kontrol etmek, yetki belgesi olmayan işletmelerin ilan vermesine izin vermemek ve ilanlarda yetki belgesi numarası ile işletmeye ilişkin belirli bilgileri göstermek zorunda olacaktır. Ancak bu yükümlülükler bakımından da geçiş süresi öngörülmüş ve platformlara ilişkin bazı düzenlemelerin uygulanması 1 Ocak 2028 tarihine kadar ertelenmiştir. Bu yönüyle düzenlemenin yalnızca araç kiralama şirketlerini değil, internet üzerinden kiralama hizmeti sunan ve sektöre aracılık eden platformları da ciddi şekilde denetim altına aldığı görülmektedir. Bunun yanında aracı platformların işletmelerle olan ilişkilerinde haksız ticari uygulamalarda bulunması da yasaklanmış; işletmenin verilerinin izinsiz kullanılması, işletmenin kampanyaya zorlanması, sözleşmede belirtilmeyen bedellerin alınması, kamu kurumlarına veya adli mercilere başvurulması nedeniyle işletmenin sıralamasının düşürülmesi ve işletmenin alternatif kanallardan faaliyet göstermesinin kısıtlanması gibi uygulamalar açıkça düzenlenmiştir. Bu hükümler, özellikle büyük çevrim içi platformlarla çalışan araç kiralama işletmeleri açısından önemli bir hukuki koruma sağlamaktadır.
Sonuç olarak benim değerlendirmem, bu Yönetmeliğin araç kiralama sektörünü tamamen ortadan kaldırmaya veya yalnızca büyük filo şirketlerine bırakmaya yönelik bir düzenleme olmadığı; ancak sektörü kayıt altına almayı, kayıt dışı kiralamaları azaltmayı, tüketici ile işletme arasındaki uyuşmazlıklarda belge düzenini güçlendirmeyi ve özellikle internet üzerinden yapılan kiralamaları daha denetlenebilir hale getirmeyi amaçladığı yönündedir. Bununla birlikte 5 veya 10 araçlık asgari filo şartı, mesleki yeterlilik belgesi zorunluluğu, araçların yaş ve kilometre sınırları, elektrikli/hibrit araç şartları ve hasar süreçlerine ilişkin bağımsız ekspertiz zorunluluğu, küçük ve orta ölçekli işletmeler bakımından ciddi bir uyum maliyeti doğuracaktır. Bu nedenle araç kiralama faaliyeti yürüten işletmelerin 2027 yılını beklemeden vergi ve oda kayıtlarını, faaliyet kodlarını, iş yeri kullanım durumlarını, mevcut araç filolarını, araçların mülkiyet ve kira durumlarını, sözleşmelerini, depozito uygulamalarını, teslim-iade prosedürlerini, kasko poliçelerini ve internet üzerindeki ilanlarını tek tek gözden geçirmeleri gerektiği kanaatindeyim. Özellikle mevcut işletmeler bakımından 1 Temmuz 2027 tarihinin yetki belgesi açısından, 1 Ocak 2028 tarihinin ise belirli filo, araç yaşı ve teknik şartlara uyum bakımından kritik tarihler olduğunu gözden kaçırmamak gerekir. Kanaatimce sektör açısından asıl mesele Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihte ne yapılacağı değil, işletmelerin bu tarihlere kadar kendi çalışma sistemlerini yeni mevzuata ne ölçüde adapte edebileceğidir. Zira bundan sonraki dönemde araç kiralama faaliyetinde yalnızca aracın müşteriye teslim edilmesi değil; kiminle sözleşme yapıldığı, hangi şartlarla kiralama yapıldığı, aracın hangi durumda teslim edildiği, nasıl iade alındığı, hasarın nasıl tespit edildiği, depozitonun neden kesildiği ve yapılan işlemlerin nasıl belgelendirildiği de en az kiralama faaliyetinin kendisi kadar önemli hale gelecektir.